Ben Senden Başlar
2/2/2008 · Kategori: Sirens
- Yedinci Yalnızlık - Sana, tek yarın kaldı diye tek başına kala kaldı gün de - Neredesin? Sonsuza dek yarın kaldı diye sen sonsuza dek yaşayacaksın diye tek bir gün aldırış etmedi çevirmedi o tan kızılı yüzünü sana Zerdüşt - Biraz da mutlulukla yüzleşesin! Ne de uçurumuna bugün, zümrüt yeşili bir damla su ah bir damla sıcak dokunuş düşmedi o kutlu mordan Biraz da sevilmekten ağlayasın! Kıskandılar bırakmadılar, bundan böyle gün Senden doğsun - Seninle batsın bırakmadılar Zerdüşt bırakmadılar Sonsuza dek bugün olsun Sonsuzluk ve bir gün olsun. Mutlu adalar üzerinde Boğula - yazan özlem ışıltısı o buram buram sevgin gözlerinde yaş olup boşanırken -Niye? diye haykırıp yakınmadılar hiç denize... Batıp giderken altıncı yalnızlığın nazlı bir gelin gibi süsledi seni takıp takıştırırdı sana - deli maskesini - ruhuna Zerdüşt! Taktı yüzüğünü, kutladı seni o son, yedinci yalnızlık... Şimdiyse mutsuz meyvesi çamura düşen bir ağaç gibi kırgın, kök saldığın bu dünyaya ileniyorsu Ah, hangi kavruk putun alacakaranlığı bu üzerine çöken, vurduğunda çekiçlerini kıran? Yoksa şu harika-insan-balıkları mı Zerdüşt? Saplandı oltan, saplandı tüm kara vicdanların karnına da bugün korkunç bir şeyle anıyorlar yazgını... Ah Zerdüşt! Tiksinmek, insandan tiksinmekti ya senin en büyük tehliken... Yazıklar olsun bana! Tiksindim sounda bu kadın askerlerden - onursuz esmer deve ordularından... Bu her ocağı saran çocuklarını sözleriyle sarmalayan analı babalı lanetlerden bu insan oyuncaklarıyla hep borçlu hep alacaklılardan, tiksindim, hayatı bir orospu gibi paraladıkça yaşayan para bastıkça adam olan - yüce olan hilkat garibesi üst-insan kırıntılarından. Tiksindim Zerdüşt, tiksindim bu zavallı dünyanın ruh kanserlerinden. Yazgın sinek kovmak olmasın derdin Zerdüşt! - Larvaları da bunlar işte... Bu dört duvar arasına sıkıştım, kendime tıkılıp kaldım ben de Ha koca Avrupa, ha bir küçük Kare desene Zerdüşt - Ne fark eder desene! Ne yapayım! Ben de bir bitki gibi uzayıp uçurum çiçekleri açtım kokladım -kendimi ah baktım ki solup gideceğim burada Düştüm ben de -ya ne yapaydım?- senin peşine... Gökyüzü oldum - Çöl oldum, battım da battım dudacıklarını bana her uzatana -ya ne yapaydım? - kaktüs oldum ben de! Deniz oldum Zerdüşt - Hep deniz... Mavi unutulmuşluğa battım ben de batıp gittim, batıp gittim... Vurma, ah vurma Zerdüşt! ne vuruyorsun başını duvarlara? Sen değil miydin denizi altıncı yalnızlığıyla dalgalandıran, sen değil miydin gökyüzünün bayrağı? Ve gittikçe yukarıya, yükseklere tırmanırken dans etmesini öğrenen? Adı geçen uçurum danslarıyla başı dönüp, uzaklarda kalan son çöl rüzgarlarını da çarçur eden - Sen değil miydin Zerdüşt? Ah Zerdüşt! Vurma, vurma başını şimdi taştan taşa! kapasan gözlerini - Rüyalarındalar açsan gözlerini - İsteklerindeler Hep, hep bu dört duvar, yumruklama boşuna, ah kutlu deli, boşu boşuna... Çıkmak mı istiyorsun, kurtulmak? Sarsıyorsun demek duvarları! Demek geçit vermiyor hiçbir yol, dağlar arasında en kısa yol zirvelerdi hani? Zirveler arasında en kısa yol uçurumlardı hani? İnmek, aşağılara, aşağıya inmek, kendini atmak atıp ta kurtulmak mı zor geldi sana, bu muydu zor Zerdüşt’e? Ah yoksa, biraz kadın ve erkeğin ötesine bakıp yok etmekten uzak düşünecek olursak aynı tüm diğer aklı selimler gibi! istek ile umut boğuldular dümdüz uzanıyor ruh ile deniz - bundan, bu yüzden mi sevgili Zerdüşt? Çöllerde aklı serabı başında kim varsa, zamanın damla damla ipine geçirip döndürdüğü yazgının her bir evetini dört bir yana saça saça, durmadan hiç durmadan döndürdüğü, ateşler içinde dans ettiği o palmiyenin yaptığı gibi yürek mangalları uzatmadı mı hiç sana? Çöllerde susayanları, açları bütün o acı çeken, sevilmek isteyen serapları doyurmaz mı Zerdüşt? Ah Zerdüşt! Hakikatin zümrüt yalnızlığı Yedinci, büyük yalnızlığı, nefes nefese çekilince zamanın huzurundan gönlün yanıp tutuşunca sonsuzlukla zaferlerin zaferini armağan etti senin son nefesin, bize -gelecek iki yüzyıla, yürek mangalları uzattı senin alev ellerin yalnızca acı çekenlere, yalnızca açlara... Son Yok Zerdüşt.

